Üç aylık Güney Amerika seyahatim yaklaşık bir ay önce sona erdi ve sizlere nihayet seyahatim hakkında derli toplu birkaç bilgi vermeye vakit bulabildim. Güney Amerika’da nüfus özellikle kıtanın batı ve doğu sahillerinde yoğun. Orta kesimlerdeki Amazon ormanları ve güneydeki Patagonya’da ise doğru dürüst bir yerleşim yok desek yeridir. Seyahatim boyunca daha önce gördüğüm ülkelerden çok daha farklı bir coğrafya ile karşılaştım. Hiçbir şey beklediğim gibi olmadı, ama hayatımın en zorlu ve en keyifli seyahatlerinden birini yaşadım. Bu yazımda Güney Amerika ülkeleri ve Latin Amerika kıtası hakkında bilgi, gezi notları ve fotoğrafları bulabilirsiniz.

2014’ün Kasım ayında başladığım yolculukta, kıta’ya bir kez ulaştıktan sonra, sadece kara yolunu kullanarak 7 ülke ve 30 şehir gezdim. Şehirler arası yollarda otobüslerde yaklaşık 300 saat geçirdim.

Otobüsle Güney Amerika Gezisi

Güney Amerika gezisine Sao Paulo’dan başladım. Mutlu ihtiyarların yaşadığı Curitiba’dan sonra, dünyanın tartışmasız en güzel şelalelerinin bulunduğu Foz De Iguaçu’yu hem Brezilya hem de Arjantin tarafından gördüm. Brezilya’dan Paraguay’daki Ciudad Del Este’ye, oradan da Parana nehri kıyısındaki Encarnacion şehrine geçtim. Nehir o kadar genişti ki, kıyılarına kum döküp sahil bile yapmışlar. Gördüğüm şeyin bir deniz olmadığına uzun süre alışamadım.
 
 
güney amerika gezi
Iguazu Şelalesi, Brezilya.
 
Cizvit rahiplerinden yadigâr Trinidad de Parana (1609)’nın yıkıntılarını gezdikten sonra, Parana nehrinin karşı kıyısındaki Posadas (Arjantin) şehrine geçtim. Oradan da (benim için İstanbul’dan sonra dünyanın en güzel şehri olan) Buenos Aires’e. Üç gün kalacağım diye girdiğim Buenos Aires’te tam 10 gün kaldım. Kendine özgü kafeleri, parkları, müzeleri, meydanlarda heykelleri, güzel mutfağı, sevecen insanları ve hatta mezarlıkları ile Buenos Aires ölmeden önce kesinlikle görülmesi gereken bir yer.
 
 
buenos aires tango argentina
Buenos Aires, Arjantin, Güney Amerika turu
 

Latin Amerika Gezi Notları

Buenos Aires’ten sonra karşı sahildeki Colonia (Uruguay) şehrine gittim. Colonia, deniz kıyısında küçük ve şirin bir yerleşim yeri. Burada şans eseri başkanlık seçimi kutlamalarına denk gelip, elimde bira Uruguaylılarla seçim zaferi coşkusu yaşadım.
 
 
Colonia’dan otobüse atlayıp sağda solda otlayan milyonlarca koyunu seyrettikten sonra – ki zaten başka görülecek bir şey yoktu-, dünyanın en güneyde bulunan başkenti olan Montevideo’ya ulaştım. Montevideo’nun işi seyyahlara kendini sevdirmek bakımından çok zor; ne de olsa rakibi Buenos Aires. Belki de Buenos Aires’ten sonra geldiğim için çok da
 sevemediğim bu şehirde birkaç gün takıldıktan sonra, tekrar Arjantin’e döndüm ve Patagonya’ya ulaşma planlarına daldım.
 
 
15 saat süren bir otobüs yolculuğundan sonra Puerto Madryn şehrine vardım. Burada beni balinalar karşıladı. Deniz arslanları ve penguenlerden bahsetmiyorum bile. Fırsat bu fırsat deyip Atlas Okyanusu’nun buz gibi sularına bıraktım kendimi.
 
 
patagonya gezi travel darwin
Patagonya Seyahati, Güney Amerika

 Ushuaia Yolunda

 
Derken o gün geldi çattı. Dünyanın en uç noktasına otobüsle gitmek istiyorum dediğimde herkes “çok zor, imkansız!” diyordu. Yine de “deneyeyim” diyerek yola koyuldum. Puerto Madryn’den başlayıp binbir sıkıntıyla 36 saat süren bir yolculuğun ardından “dünyanın sonundaki” Ushuaia şehrine ulaştım.
 Yol boyunca ne bir tümsek ne de bir ağaç gördüm. Böylece Charles Darwin’in araştırmalarını neden Ushuaia’da yaptığını da bir nebze anlamış oldum. Patagonya’nın kuzeyinden güneyine otobüsle yaptığım 51 saatlik yolculuğun sonunda tabiatın kelimenin tam anlamıyla çoştuğu Ushuaia’da buldum kendimi: ormanlar, mor dağlar, hayvanlar, sanki bir masal diyarına geldiğimi hissettiriyordu.
 
Latin Amerika seyahati fin del mundo
Ushuaia, Latin Amerika gezisi
 
Hem Atlas Okyanusu, hem de Pasifik Okyanusu’nu seyreden Ushuaia’daki Beagle kanalında gezip en uç noktadaki fenere göz gezdirdikten sonra penguen, deniz arslanı ve foklara da selam çaktım. Hava bazen 25, bazen -5 derece oldu. Kar bile yağdı. Aslına bakılırsa Güney Amerika’da bir haftada dört mevsimi yaşadığım oldu.
 
 
Ushuaia’dan sonra Patagonya’nın batısına, sırayla Punto Arenas, Puerto Natales (Şili), El Calafate, El Chalten, Bariloche (Arjantin) şehirlerine uğradım. Torres Del Paine ve Fitz Roy’un gölgesinde dere tepe düz gidip, ardından Perito Moreno buzuluna tırmanıp halay çektim. Bariloche’nin dağlarını ve göllerini ise hâlâ unutamıyorum. Patagonya’nın batısı o kadar güzeldi ki ! Hissettiklerimi kelimelere dökmeyi bırakın, gördüklerimin gerçek olduğundan bile şu an şüphe duyuyorum. Oraya bir daha gideceğim günü sabırsızlıkla bekliyorum demekle yetineyim.
 
 
Bariloche’den sonra tekrar Şili’ye, bu sefer göller bölgesindeki Valdivia şehrine geçtim. Balıkçıların yanı başında çöpleri temizleyen deniz aslanları ve Alman yerleşimcilerden öğrendikleri bira yapım teknikleriyle tanınan Valdivia, emekli olduğumda yaşamak isteyebileceğim bir yer. Burada çok uygun bir fiyata en az 100 yaşındaki bir konakta kaldım.

Villarica Volkanı

 
Valdivia’dan dünyanın en güzel volkanlarından birini görmeye (ki bu aralar patlayıp duruyor, beni kazıklayan turizm acentası da böylelikle batmış olmalı) Pucon şehrine gittim. Daha önceki yazılarımdan hatırlarsanız, o volkanda olanlar oldu ve hayatımın en büyük travmalarından birini orada yaşadım. 3000 metre yüksekliğe erişmek için buzullar üzerinde dağcılık kariyerine de başlamış oldum.
 
volcano vulkan villarica
Villarica Volkanı, Latin Amerika gezi notları
 
 
 
 Ahududu, yaban mersini, böğürtlen ve kiraz yiyip arada çılgın buz tırmanışları yaptığım Şili günlerinden sonra, ülkenin başkenti Santiago’da dinlenme fırsatı buldum. Orada Türkleri çok seven güzel insanlarla tanıştım. Özellikle bir Santiagolu sırtımda çıkan bir problem sebebiyle hiç tanımadığı halde bana büyük yardımlarda bulundu. Türk dizilerinin -nedense- çılgınlar gibi seyredildiği şehirde bir dondurmacı Türk olduğumu duyunca para bile almadı.
 

And Dağları 

Latin Amerika gezisi sırasında gittiğim Pablo Neruda‘nın şehri Valparaiso’da 2015 yılını karşıladıktan sonra dünyanın en yüksek rakımlı çölü olan Atakama’ya otobüsle 21 saatte ulaştım. Atakama’dan ise Bolivya dağlarını aşarak üç günlük bir safari sonucu Uyuni tuz gölüne, oradan da Uyuni şehrine geçtim. Üç gün boyunca Fransız yol arkadaşlarımla bir cipin üstünde seyahat ettikten sonra, 5000 metrede yükseklik hastalığına yakalanıp Dakar rallisini tersten yapmış olduk. Çok zorluydu ama değdi doğrusu. Flamingolar, muazzam çöl manzaraları, toksik rengarenk göller, dev bir tuz gölü. İnanılmaz bir turdu.
 
 
bolivia, bolivia, seyahat, fotoğraf
                                                     Bolivya gezisi, Latin Amerika
 
Bunların ardından dünyanın en yüksek şehri olan Potosi’ye, oradan Sucre, Cochabamba’ya, derken bu kez dünyanın en yüksek başkenti olan La Paz’a ulaştım. Dünyanın en yüksek gölü olan Titicaca’yı gezdim. Nefes almanın bile çok zor olduğu bu coğrafyada insanların nasıl yaşadığına hayret ettim. Buraları Güney Amerika’nın bambaşka bir yüzüydü: Arjantin, Şili, Brezilya’daki otobanlar, güzel oteller geride kalmıştı. Her ne kadar fazla gelişmemiş olsa da, Bolivya’yı çok sevdim.
 
 
latin america, bolivia, lake titicaca
Titicaca Gölü, Bolivya
 
Bolivya’nın ardından zorlu bir yolculukla Peru’nun Cuzco şehrine ulaştım. Oradan da tren yolu ile İnkaların kutsal şehri Machu Picchu’ya. Bu noktada yavaş yavaş enerjim tükenmeye başladı ve Peru’nun başkenti Lima’dan uçağa atlayıp Brezilya’nın eğlence merkezi Rio de Janeiro’ya geçtim. Elimde caipirinha’m, kulağımda “Girl from Ipanema” şarkısı, Rio’nun plajlarında gezimi sonlandırdım.
 
 
Gitmeyi çok istediğim halde gidemediğim Galapagos Adaları ve Kolombiya ise bir dahaki sefere artık. Bu kadar uzun bir gezinin kısa bir özeti ancak bu kadar olabilir. Daha yazacak çok şey var, ama şimdilik bu kadarı yeterli. Zamanım oldukça sizlerle Güney Amerika fotoğraflarımı ve anılarımı paylaşmaya devam edeceğim. Sorularınız olursa buradan mesajla bana ulaşabilirsiniz.

1 Yorum

  1. Bu özet bile hissettiklerini anlamaya yetiyor.. Artık ayrıntıları bizzat alırım.. Kalemine sağlık.. Teşekkürler

Yorum Bırakın